Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ve unsuriyyetperverlerin reîslerinden ve dîne karşı pek lâkayd birisi, mecbûr olmuş, demiş: ‘Dil, dîn bir ise;
millet birdir.’ Mâdem öyledir; hakíkí unsuriyyete değil; belki dil, dîn, vatan münâsebâtına bakılacak. Eğer üçü bir ise, zâten kuvvetli bir millet; eğer biri noksán olursa, tekrâr milliyyet dâiresine dâhıldir.
“Sâniyen: İslâmiyyetin mukaddes milliyyeti, bu vatan evlâdının hayât-ı ictimâıyyesine kazandırdığı yüzer fâideden iki fâideyi
misâl olarak beyân edeceğiz:
“Birincisi:
Şu devlet-i İslâmiyye yirmi-otuz milyon
iken, bütün Avrupa’nın büyük devletlerine karşı hayâtını ve mevcûdiyyetini muhâfaza ettiren, şu devletin ordusundaki nûr-i Kur’ân’dan gelen şu fikirdir: ‘Ben ölsem şehidim, öldürsem gázîyim.’
Kemâl-i şevk ile ve aşk ile ölümün yüzüne gülerek istikbâl etmiş. Dâimâ Avrupa’yı titretmiş. Acabâ, dünyâda basît fikirli, sáfî kalbli olan neferâtın rûhunda şöyle ulvî fedâkârlığa sebebiyyet verecek, hangi şey
gösterilebilir? Hangi hamiyyet onun yerine ikáme edilebilir? Ve hayâtını ve bütün dünyâsını severek ona fedâ
ettirebilir?
“İkincisi: Avrupa’nın ejderhaları (büyük devletleri) her ne
vakit şu devlet-i İslâmiyyeye bir tokat vurmuşlarsa;
üç yüz elli milyon İslâmı ağlatmış ve inletmiş. Ve o müstemlekât
sáhibleri, onları inletmemek ve sızlatmamak için elini çekmiş,
elini kaldırırken indirmiş. Şu hîç bir cihette istisgár edilmeyecek ma‘nevî ve dâimî bir
kuvvetü’z-zahr yerine hangi kuvvet ikáme edilebilir? Gösterilsin! Evet, o azím
ma‘nevî kuvvetü’z-zahrı, menfî milliyyet ile ve
istiğnâkârâne hamiyyet ile
gücendirmemeli!”
“Ben, اَلْاِسْلاَمِيَّةُ جَبَّتِ الْعَصَبِيَّةَ
الْجَاهِلِيَّةَ fermân-ı kat‘ísiyle, eski zamândan beri menfî milliyyet ve
unsuriyyet-perverliğe, Avrupa’nın bir nev‘í firenk illeti olduğundan,
bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o firenk illetini İslâm
içine atmış; tâ tefrîka versin, parçalasın,
yutmasına hâzır olsun diye düşünür. O firenk illetine karşı
eskiden beri tedâvîye çalıştığımı, talebelerim ve bana temâs edenler biliyorlar.”
Bir önceki âyet, لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ifâdesiyle hıtâm buldu. Bu âyetin sonunda
Lügat: zehr-i katil, mukaddes, illiyye, neferât, birinc, lâkayd, millet, fâide, âmiyy, şehid