Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
için, “İşte bu Dokuzuncu Şuá‘; mezkûr âyâtıyla işâret edilen dokuz álî makám
ve bir ehemmiyyetli mukaddimeden ıbârettir” cümlesinde, “makám” ta‘bîrini
kullanmıştır. Bu ta‘bîri, “Yirmi
Dördüncü Söz” adlı eserinde şöyle îzáh etmiştir:
“Nasıl
ki, bir sultánın kendi hükûmetinin
dâirelerinde ayrı ayrı unvânları ve raıyyetinin tabakalarında başka başka nâm ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ: Adliyye dâiresinde “hâkim-i ádil” ve mülkiyyede
“sultán” ve askeriyyede “kumandân-ı a‘zam” ve ilmiyyede “halîfe”...
Daha buna kıyâsen sâir isim ve unvânlarını bilsen anlarsın ki; bir tek pâdişâh,
saltanatının dâirelerinde ve tabaka-i hükûmet
mertebelerinde bin isim ve unvâna sáhib olabilir. Gûyâ, o hâkim, her bir
dâirede şahsiyyet-i
ma‘neviyye haysiyyetiyle ve telefonuyla mevcûd ve hâzırdır; bulunur ve bilir. Ve her tabakada
kánûnuyla, nizámıyla,
mümessiliyle meşhûd ve
nâzırdır, görünür, görür. Ve her bir mertebede perde
arkasında,
hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle mutasarrıf ve basírdir; idâre eder, bakar.”
Nasıl ki; bir memleketin pâdişâhı vardır. O pâdişâhın ayrı ayrı isim ve unvânları mevcûddur. Bu ayrı ayrı isim ve unvânlar, o devletin ayrı ayrı devâirini iktizá eder. Meselâ; kumandân-ı a‘zam ismi, askeriyye dâiresini; halîfe ismi, ilmiyye dâiresini;
sultán ismi, mülkiyye dâiresini; hâkim-i ádil ismi, adliyye dâiresini iktizá
eder. O pâdişâh, her bir dâirede ayrı ayrı unvânla tasarruf eder ve raıyyeti de onu o ayrı ayrı isim ve unvânlarla tanır. Meselâ; adliyyede hâkim-i
ádil ismiyle tasarruf eder. Adliyye dâiresi onu, hâkim-i ádil olarak bilir.
Mülkiyyede sultán unvânıyla tasarruf eder. Mülkiyye
dâiresi onu, sultán olarak tanır. Askeriyyede kumandân-ı a‘zam nâmıyla tasarruf eder. Askeriyye
dâiresi onu, kumandân-ı a‘zam olarak bilir. İlmiyyede halîfe ismiyle tasarruf eder. İlmiyye dâiresi onu, halîfe olarak tanır. İktisád ve ekonomi dâiresi,
onu hakîm (hikmet sáhibi) nâmıyla bilir. Emr-i bi’l-ma‘rûf
ve nehy-i ani’l-münker dâiresi, onu âmir-i bi’l-ma‘rûf ve nâhî-yi ani’l-münker
ismiyle tanır. Ve hâkezâ, sâir isim ve
unvânlar, bu misâllere kıyâs edilsin.
Demek, her bir dâire, bir ismin makámı, ya‘nî tasarruf yeridir ve her bir dâire, onu o isimle tanır. O pâdişâh, her bir dâirede hangi isimle biliniyorsa, o dâirenin makámına ma‘nen o isimle oturmuştur. Meselâ; halîfelik makámında halîfe ismiyle bütün dâire-i ilmiyyeyi idâre eder. Kumandânlık sıfatıyla bütün dâire-i askeriyyeyi idâre eder. Sanki, her bir dâire, onu o makámda görür.
“Öyle de: Ezel Ebed Sultánı olan Rabbü’l-Álemîn için, rubûbiyyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat biribirine bakar şe’n ve nâmları; ve ulûhiyyetinin
Lügat: mukaddime, memleket, mukaddim, saltanat, tasarruf, ekonomi, hükûmet, mertebe, alâmet, hikmet, keriyy, mezkûr, âdiş