Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Havâss-ı hamse-i bâtına ise: Hiss-i müşterek, hayâl, vâhime, hâfıza, kuvve-i müfekkire, ta‘bîr-i diğerle kuvve-i mutasarrıfadır.
İnsân beyninin arka kısmında ufacık bir yer vardır. Bu yer, ön taraf, arka taraf, bir de orta
taraf olmak üzere üç kısma ayrılır. Ön kısımda iki bölüm, orta kısımda bir bölüm, arka kısımda ise iki bölüm vardır. Ön kısımda biri “hiss-i müşterek”, diğeri “hayâl” denilen iki havâs vardır. Hiss-i müşterek, her şeyin súretini, fotoğrafını alır. Kuvve-i hayâliyye ise, alınan súretleri muhâfaza eder.
Meselâ; insân bir kurdu gördüğünde, hiss-i müşterek, hemen onun súretini alır ve kuvve-i hayâliyyede
yerleştirir. Demek, hiss-i müşterek, görünen şeylerin fotoğrafını çeker. Çektiğini kendi tutmuyor, hayâlde yerleştiriyor. Arka bölümde ise “vâhime”
ve “hâfıza” nâmları altında iki havâs vardır. Kuvve-i vâhime, görünen şeylerin ma‘nâsını anlar. Kuvve-i hâfıza ise, o ma‘nâyı muhâfaza eder. Meselâ; kurdu görür görmez korkmaya başlar, titrer. Ya‘nî, onun ma‘nâsını anlar ve daha sonra o ma‘nâyı götürüp kuvve-i hâfızada yerleştirir. Orta bölümde ise, “kuvve-i
müfekkire” veyâ mutasarrıfa vardır. O, tefekkür eder. “Acabâ, alınan şekil ve ma‘nâ doğru mudur, değil midir? Kurt muydu, değil miydi? O korkmak ma‘nâsı doğru mudur, değil midir?” diye muhâkemesini yapar. Bütün bunlar, bir ânda olur. Göz kurdu
görür, kulak kurdun sesini işitir, hiss-i müşterek onun súretini alıp hayâle verir. Vâhime
korkmak ma‘nâsını alıp hâfızaya verir, kuvve-i müfekkire de bütün bunları düşünüp kontrol eder. Haydi,
bunu aklen îzáh et!
Evet, insân, akıl i‘tibâriyle şu on havâsla techîz edilmiştir. Şu on havâs; zerreden Arş’a kadar bütün Álem-i İmkân’ı anlayabilecek; ya‘nî nûr-i Muhammedî (asm) i‘tibâriyle bu álem insân denilen çekirdekten nasıl neşv ü nemâ bulmuş ve netîcede umûm kâinât, insân denilen meyvede nasıl toplanmış olduğunu çözebilecek güce sáhibdir. Kısaca, şu on cihâz, Álem-i İmkân’ı keşfedecek bir kábiliyyette yaratılmıştır. Öyleyse, akıl defterindeki şu on havâssı çalıştıran her ferd, bütün Álem-i İmkân’ı, elindeki su gibi seyretmeye muvaffak olabilir. Ya‘nî, álemin, bir çekirdek hükmünde olan nûr-i Muhammedî’den nasıl yaratıldığını ve tekrâr nasıl o meyvede, ya‘nî Zât-ı Muhammed (asm)’da toplandığını ve o meyvenin çekirdeği olan kalbinde nasıl derc edildiğini seyredebilir. Kezâ, insân, kendisinin bu álemin çekirdeği ve meyvesi olduğunu derk edebilir. Kendini keşfedebilen bir kişi, álemin hepsini kendi âyine-i rûhunda seyredebilir. Âyine-i rûhunda bu keşfiyyâtı yapan ve aklı inkişâf eden bir mü’min diyebilir ki: “Cennet
Lügat: kuvve-i vâhime, muhammedî, muhammed, tefekkür, hams(e), götürü, havâss, âliyye, sinin, şekil