Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
İşte
bütün bu kaydlar, siyâk-ı
kelâmın
maksad-ı
esâsı
olan mükâfâttan neş’et
eden lezzeti ve sürûru ifâde etmek husúsunda; bunun etrâfında toplanıp, biribirlerine imdâd edip
muávenet ediyorlar; birbirlerinin hâcetlerine cevâb veriyorlar. Aralarında tâm bir teâvün ve
tecâvüb vardır.
Hepsi, maksad-ı
esásínin imdâdına
koşuyorlar. Bu hâl, aynen etrâfındaki bütün
rutûbetleri ve suları çekerek,
her tarafıyla
merkezî olan havuza yardım
etmek üzere tereşşuh eden ve bütün
suları ona sızdırıp akıtan arâzîye benzer. Şimdi bu kaydları, tafsíl ve îzáh edelim:
اَنَّ,
harf-i tahkík ve te’kîddir. İşte
te’kîdi ifâde eden اَنَّ harfi işâret eder ki; bu kadar azamette ve bu kadar yüksek derecede
ni‘metler ve lezzetler, tebşîr edildiği zamân, akıl tereddüd
eder; “Acaba bu kadar sayısız ni‘metlerin verilmesi,
mümkün müdür?” diye şübheye düşer,
inanmaz. Binâenaleyh, aklı
iknâ‘ edip inandırmak için,
te’kîde ve tahkíke ihtiyâc hâsıl olur.
Ve kezâ, sürûr ve sevinç makámının şe’ni, evhâm ve şübehâtı tardetmektir. Çünkü en ednâ bir vehmin târî ve peydâ olması, hayâlleri kırar; altüst eder ve bir ânda o evhâm yüzünden lezzet ve sürûr uçar; gider. Binâenaleyh, burada o azím tebşîrât, اَنَّ ile te’kîd ve takviye edilmiştir ki; hem aklın bir tereddüdü bulunmasın, akıl inansın; hem o sürûru izâle edecek hîç bir evhâm kalmasın.
Ve kezâ, اَنَّ harfi, îmâ eder ki; bu kadar azím ni‘metler ve lezzetler ve tebşîrât, yalnız bir va‘dden ibâret olmayıp, belki hakíkatlerden bir hakíkattir.
Müellif (ra) Hazretleri, burada وكذا ايماء الى ان هذا ليس وعداً صرفا cümlesi ile ifâde ediyor ki; tahkíki ifâde eden اَنَّ harfinin bir nüktesi de şudur ki; ehl-i îmâna verilen o Cennetler, ni‘metler, sâdece bir va‘dden ibâret değildir. Ya‘nî, bu اَنَّ kelimesi îmâ eder ki; Cennet, sâdece bir va‘d-i İlâhî ve fazl-ı Rabbânî olmayıp, belki aynı zamânda hakíkatlerden bir hakíkattır, bir gerçektir. Ya‘nî bu Cennetler, îmân edip amel-i sálih işleyenin amelinin de karşılığıdır. Amel, işin içinde vardır. Ya‘nî, mü’minler, o amelleri sayesinde bu ikrâmlara mazhar ve müstehak olmuşlardır.
Evet Cennet, sırf bir va‘d değil; belki îmân ile amel-i sâlihin de karşılığıdır.