Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
واما تكرار (اولئك) فاشارة الى استقلال كل من هاتين الثمرتين في العلة الغائية للهداية والسببية لتميزهم ومدحهم، الا ان الأولى ان يكون (اولئك) الثاني اشارة الى الاول مع حكمه كما تقول: ذلك عالم وذلك مكرّم.
Arabça Metnin Meâli
İkinci
Me’haz: اُو۬لٰٓئِكَ kelimesinin tekrârıdır. Bu tekrâr, hidâyetin iki semeresinden
her birisi, hidâyetin ille-i gáiyyesi olmak bakımından ve onların medh ü
senâlarına ve temyîzlerine ayrı ayrı sebeb olmak cihetinden müstakil olduklarına
işârettir.
Fakat, evlâ olan odur ki; ikinci اُو۬لٰٓئِكَ kelimesi, birinciye -hükmüyle birlikte- işâret etsin. Nasıl ki; birisi hakkında şöyle diyorsun: ذٰلِكَ عَالِمٌ وَذٰلِكَ مُكَرَّمٌ Ya’nî: “Bu zât, álimdir ve álim olan bu zât aynı zamânda mükerremdir, şerefli bir insândır.”
İşte burada, ikinci ذٰلِكَ, birinci ذٰلِكَ’ye hükmüyle, ya’nî müşârün ileyhisinin vasfıyla birlikte işâret etmiştir.
İkinci Me’haz: اُو۬لٰٓئِكَ ism-i işâretinin tekrârı işâret
eder ki; bu iki semereden, ya’nî saádet-i ácile (عاجلة) ile saádet-i âcileden (آجلة) her biri, hidâyetin ille-i gáiyyesi olması bakımından ve
mü’minlerin temâyüzüne ve medihlerine sebebiyyet vermesi cihetinden her birisi
müstakildir. Şâyet اُو۬لٰٓئِكَ kelimesi mükerreren
zikredilmeseydi, bu ma’nâ ifâde edilmemiş
olurdu.
Kur’ân-ı Azímü’ş-şân ne için nâzil olmuştur; hedefi nedir? Kur’ân’ın hedefi ve gáyesi, saádet-i dâreyndir. Ya’nî, nev-ı beşerin, dünyâ ve ahiret saádetini te’mîn etmektir. Dünyâda, hidâyetin kendisi en büyük saádet, ni’met ve lezzettir ve rûhun cennetidir. Hidâyetin uhrevî semeresi ise; ehl-i hidâyetin, âhirette fevz u felâha nâil olmalarıdır.
Hidâyetin ille-i gáiyesi nedir? Dünyâ ve ahiret saádetidir. Ya’nî, ayn-ı ni’met,
Lügat: semer(e), birinc, kelime, uhrevî, âhiret, nâzil, sinin, âhire