Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Şu mes’ele münâsebetiyle hátıra gelen ve muhakkikíne,
hattâ bir üstâdım olan İmâm-ı Rabbânî’ye
muhálif olarak diyorum ki:
“Hazret-i Ya’kúb
aleyhisselâmın
Yûsuf aleyhisselâma karşı şedîd ve parlak hissiyyâtı,
muhabbet ve aşk
değildir, belki şefkattir. Çünkü şefkat, aşk ve muhabbetten çok
keskin ve parlak ve ulvî ve nezîhtir ve makám-ı
nübüvvete lâyıktır. Fakat, muhabbet ve aşk, mecâzî mahbûblara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makám-ı muallâ-i
nübüvvete lâyık düşmüyor.
“Demek, Kur’ân-ı Hakîm’in
parlak bir i’câz ile, parlak bir súrette gösterdiği ve ism-i Rahîm’in vusúlüne vesîle olan hissiyyât-ı Ya’kúbiyye, yüksek
bir derece-i şefkattir.
İsm-i Vedûd’a
vesîle-i vusúl olan aşk
ise, Züleyhâ’nın
Yûsuf aleyhisselâma karşı
olan muhabbet mes’elesindedir.
“Demek, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân,
Hazret-i Ya’kúb aleyhisselâmın
hissiyyâtını ne derece Züleyhâ’nın hissiyyâtından yüksek
göstermişse,
şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek
görünüyor.
“Üstâdım İmâm-ı Rabbânî, aşk-ı mecâzîyi makám-ı nübüvvete pek münâsib görmediği için
demiş
ki: ‘Mehâsin-i Yûsufiyye, mehâsin-i uhreviye nev’ınden olduğundan, ona muhabbet ise
mecâzî muhabbetler nev’ınden değildir ki, kusúr olsun.’
“Ben de derim: Ey Üstâd, o
tekellüflü bir te’vîldir. Hakíkat şu
olmak gerektir ki: O, muhabbet değil,
belki yüz def’a muhabbetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir.
“Evet, şefkat bütün
envâıyla latíf ve nezîhtir. Aşk ve muhabbet ise, çok
envâına tenezzül
edilmiyor.
“Hem şefkat pek geniştir. Bir zât, şefkat ettiği evlâdı münâsebetiyle, bütün yavrulara, hattâ zî-rûhlara şefkatini ihâta eder ve Rahîm isminin ihâtasına bir nev’ı aynadârlık gösterir. Hâlbuki, aşk, mahbûbuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbûbuna fedâ eder. Yâhúd mahbûbunu i’lâ ve senâ etmek için başkalarını tenzîl ve ma’nen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: ‘Güneş mahbûbumun hüsnünü görüp utanıyor; görmemek için bulut perdesini başına çekiyor.’ Hey áşık efendi! Ne hakkın var, sekiz İsm-i A’zamın bir sahife-i nûrânîsi olan Güneşi böyle utandırıyorsun?
“Hem şefkat hálistir, mukábele istemiyor, sáfî ve ıvazsızdır. Hattâ, en ádî merte-
Lügat: muhabbet, muhakkik, nübüvvet, tekellüf, tenezzül, mertebe, übüvvet, efendi, sahife, şefkat, şiddet