Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ŞERH
esâsı ve ma’deni ve nûru ve rûhu; ma’rifetulláhtır ve onun üssü’l-esâsı da îmân-ı billâhtır.” [114]
Ekser ehl-i tarîkat, sâlikin Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olması için en kısa yolun aşk olduğunu söylemişler ve bu meslek ile hareket etmişlerdir. Bunun sebebi de şudur ki:
Aşk, şiddetli bir meyil olduğundan, áşık olan bir kulun kalbinde ma’şûkuna karşı bir incizâb meydâna gelir. Áşık, ma’şûkuna vuslat (kavuşmak) ister; firâk ve ayrılığı kabûl etmez. “Kişi sevdiğiyle berâberdir” hadîsinin sırrınca, her dâim onun huzúrunda olmak ister. Her ne şeye baksa, sevdiğinin cemâlini görür. Hattâ, öyle olur ki; ma’şûkundan başka bir şey göremez olur. Hem áşık, ma’şûkunda fânî olur; onun ahlâkıyla ahlâklanır. Hem áşık, sevdiğinde ayıb ve kusúr görmez;
onun her şeyini güzel görür.
İşte, aşk-ı İlâhî eğer bir kalbde hâsıl olursa; kul, onun incizâb ve câzibesiyle uzun
tarîkat yolunu çabuk kat’ eder. O yoldaki bütün meşakkat ve eziyyetlere, aşktan gelen bir şevkle tahammül eder. Her şeyde Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini görür. Böylece, her dâim huzúr-i İlâhîde olduğunu bilir; gaflete düşmez; Elláh’ı unutmaz; Elláh’dan gelen her şeyi hóş görür. Hem aşkın gözü ayıb ve kusúrda kör olduğu için, Cenâb-ı Hakk’a hîçbir kusúr vermez,
hep O’nu tenzîh eder ve medh ü senâda bulunup hamdeder. Hem aşkın verdiği tarafdârlık ile, şübhe ve vehme düşmez. Şübehât ordusu ona hücûm etse; Elláh’a yakín ve îmânını sarsmaz. Hem ma’şûku olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olur; ahlâk-ı İlâhiyye ile ahlâklanıp O’nun rızásı háricine çıkmaz. Daha bunlar gibi aşkın pek çok meziyyetleri vardır.
Fakat, bunlarla berâber, şu yolda pek çok vartalar ve kusúrlar da mevcûddur. Evvelâ, “Hátime”de de anlatılacağı üzere, aşk ile hareket eden bir kişi, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetine ulaşmak ve aşk-ı hakíkíye nâil olmak için mecâzî aşklardan, ya’nî mahlûkátın muhabbetinden kurtulması gerekmektedir. Bunun için de, mahlûkátın fenâ ve zevâllerini ve kusúrlarını görmesi lâzımdır. Muhabbet gözü, ayıb ve kusúr görmediği ve sevdiğinden ayrılmak istemediği için, mecâzî mahbûbların fenâ ve zevâllerini ve kusúrlarını görmekte zorlanır ve onlarda bir