Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed-i Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
iç yüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin ve ne derece hurâfe olduğu, lâ ekall doksan muhâli tazammun eden dokuz muhâl ile beyân edilmiş. Sâir risâlelerde o muhâller kısmen îzáh edildiğinden; burada gáyet muhtasar olmak haysiyyetiyle, ba‘zı basamaklar tayyedilmiştir. Onun için, birdenbire, “Bu kadar záhir ve âşikâre bir hurâfeyi nasıl bu meşhûr ákıl feylesoflar kabûl etmişler, o yolda gidiyorlar?” hátıra geliyor.
Evet,
onlar, mesleklerinin iç yüzünü görememişler.
Hem
hakíkat-ı meslekleri ve mesleklerinin lâzımı
ve muktezásı odur ki; yazılmış
her bir muhâlin ucunda beyân edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı
ma‘kúl
بِسْمِ
اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Şu
âyet-i kerîme, istifhâm-ı inkârî ile “Cenâb-ı
Hak hakkında şekk
olmaz ve olmamalı” demekle; vücûd ve vahdâniyyet-i İlâhiyye,
bedâhet derecesinde olduğunu gösteriyor.
Şu sırrı îzáhtan evvel bir ihtár:
1338'de Ankara’ya gittim. İslâm ordusunun Yunan’a
[1](Hâşiye): Bu Risâlenin sebeb-i te’lîfi; gáyet mütecâvizâne ve gáyet çirkin bir tarz ile hakáik-ı îmâniyyeyi tezyîf edip, bozulmuş aklı yetişmediği şeye “hurâfe” deyip, dînsizliği tabîata bağlayarak, Kur’ân’a hücûm edilmesidir. O hücûm ise, şiddetli bir hiddeti kalbe kaleme verdi ki, şiddetli ve galîz tokatları o mülhidlere ve haktan yüz çeviren bâtıl mezheblilere yedirdi. Yoksa, “Risâle-i Nûr”un mesleği, nezîhâne ve nâzikâne ve kavl-i leyyîndir.