Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Hem اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ demekle, istikbâl karanlığı içinde saádet-i ebediyyeye giden nûrânî yolu olan sırât-ı müstekíme hidâyeti istemek; hem şimdi yatmış nebâtât, hayvânât gibi
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ cümlesini, o üç cemâatin ve o büyük ve küçücük arkadaşlarım hesâbına da söylemeye alıştım.” [211]
(Hem اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ demekle,) “Yâ Rabbi! Bizi sırât-ı müstekíme hidâyet buyur.” Ya‘nî, “İ‘tikád, amel ve ahlâkta ifrât ve tefrîtten mahfûz olarak i‘tidâl olan sırât-ı müstekíme hidâyet eyle” diye niyâzda bulunmakla (istikbâl karanlığı içinde saádet-i ebediyyeye giden nûrânî yolu olan sırât-ı müstekíme hidâyeti istemek)… Sırât-ı müstekím; insânı Cennet’e götüren dos doğru yoldur ki; bu yol, kendilerine in‘ám ettiğin peygamberlerin, evliyâların, sıddîkların, sálihlerin, müttekílerin, şehîdlerin yoludur. Eğri yol ise; insânı Cehennem’e götüren belâlı yoldur ki; o yol da اَلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ ve اَلضَّٓالّ۪ينَ gürûhunun yoludur ki; Fir‘avn’ların, Nemrûd’ların, Şeddâd’ların, Ebû Cehil’lerin, Yehûd ve Nasârâ yoludur. İşte ábid, namâzında اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ “Yâ Rab! Bizi eğri yoldan muhâfaza buyur, doğru yola hidâyet eyle!” diye duá ve niyâzda bulunur.
(Hem şimdi yatmış nebâtât, hayvânât gibi)…