Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Biz de tokat yer miyiz? Evet, yeriz. Günün her yirmi dört saatinde tokat yediğini hissetmeyen insân, nasıl ehl-i kemâl olabilir? Çünkü her saatinde günâh var, gaflet var. Her saatinde o günâhın cezâsı olarak bir musîbet gelebilir. Yirmi dört saat zarfında ciddî ma’nâda kendimizi kontrol etsek, her an ya bir lütfa, ya da bir kahra mazhar olduğumuzu hissedebiliriz. Her an üstümüzde bir cemâl ve bir celâl eli var olduğunu, ta’bîr-i diğerle her an cemâlli veyâ celâlli esmânın tecellîsine mazhar olduğumuzu unutmamalıyız. Meselâ; bir yerde oturmuşsun. Derken biri geldi, haksız yere sana hakàret etti. Sen de o hakàretten müteessir ve müteellim oldun. “Bu adam haksız yere niçin bana hakàret etti?” diye düşün. Mutlâka daha önce senin bir hatân olmuştur. Kader, seni onun eliyle tokatlamak sûretiyle terbiye etmiştir. Evet, beşer zulmeder, kader adâlet eder. Beşerin zulmü altında, kaderin adâleti saklıdır. O hâlde vuranı değil, vurduranı bulmak, söyleyeni değil, söyleteni tanımak lâzımdır. Veyâ birisi senin yanında nâhoş bir iş yapar. Senin de buna canın sıkılır. Bu sıkıntı, geçmişte işlediğin bir günâhın cezâsıdır ve ona keffâret olur. Bu da bir tokattır. Tokatı da anlayamıyoruz ya!
Risâle-i Nûr eserlerini, mütefekkirâne okuyalım. Gazete gibi okuyup geçmeyelim. Okuduğumuzu meleke hâline getirelim, meleke hâline getirdikten sonra, o ma’nâlar zihninde yerleşmişse ve o ma’nâlar üzerinde tefekkür edebiliyorsan, artık o ders senin malın olmuştur. Yoksa olmamıştır. Risâle-i Nûr orada, sen burada kalmışsın, daha Risâle-i Nûr olmamışsın. O hâlde çalış, bu hâli kazan. Müellif (ra)’ın ifâdesiyle Risâle-i Nûr şâkirdi, Risâle-i Nûr’u kendi te’lîfi gibi bilip sâhib çıkandır. Ya’nî Müellif (ra), bu eserleri hangi makàmdan ders alıp vermişse, dersini o makàmdan alıp verebilendir. Ne zamân bu beyin Risâle-i Nûr oldu, senin kalbin de otomotik olarak o ma’nâları alıp verebildiyse iş tamâmdır. O zamân Üstâd Hazretlerinde ve Risâle-i Nûr’da fânî olmuşsun demektir. İşte Risâle-i Nûr’da geçen “fenâ fil ihvân” düstûrunun hakìkatı budur.
Netîce-i Kelam: Mevcûdâtın Vâcibü’l-Vücûd’un tasarrufâtına i’tirâz etmeye hakları yoktur. Belki hakları verilen vücûd ni’metlerine karşı şükürdür. (Meselâ ma’denler diyemezler: “Niçin nebâtî olmadık?” Şekvâ edemezler; belki vücûd-i ma’denîye mazhar oldukları için hakları Fâtırına şükrândır.) O hâlde birinci vücûd mertebesine mazhar olan ma’denler: “Şükür ki ma’den olduk, yok olmadık.” desinler. Eğer “Neden nebâtî hayât mertebesine mazhar olmadık?” diye i’tirâz
Lügat: tasarrufât, tasarruf, tefekkür, mertebe, terbiye, birinc, rebile, teelli, teessi, ciddî, vâcib