Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
için yüksek bir makàm ta’yîn etmiştir. Kul, şahsî ameliyle o makàma çıkamaz. Allâh o kulu belâ, musîbet ve hastalıklara giriftâr etmekle -şükür ve sabretmek şartıyla- onu o yüksek makàma çıkarır.”
Bu dünyâ, imtihân ve tecrübe meydânı olduğu için Allâhu Azîmüşşân, hiçbir kimseyi bu imtihândan muaf tutmamıştır. Hattâ en şiddetli belâ ve musîbete giriftâr olanlar, başta peygamberlerdir. Allâh katında en sevgili kul, Hazret-i Muhammed (asm) olduğu hâlde Uhud Savaşı’nda düşmanları tarafından dişi şehîd edilmiş, mübârek yüzü kana bulanmıştır. Hayâtı boyunca hep ezâ ve cefâ görmüş, zahmet ve meşakkate giriftâr olmuş, günlerce aç ve susuz kalmış, hattâ ba’zen mübârek karnına taş bağlamıştır. Müellif (ra) bu konuyu şöyle îzâh etmektedir:
“Ey âh ü enin eden hasta! Hastalığın sûretine bakıp âh! Eyleme. Ma’nâsına bak oh! De. Eğer hastalığın ma’nâsı güzel birşey olmasa idi, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği ibâdına hastalıkları vermezdi. Hâlbuki hadîs-i sahîhte vardır ki:
اَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْاَنْبِيَۤاءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَۤاءُ،
ثُمَّ اْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ -ev kemâ kàl- ya’nî: “En ziyâde musîbet ve
meşakkate giriftâr olanlar, insânların en iyisi, en kâmilleridirler.” Başta
Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm, enbiyâlar sonra evliyâlar ve sonra ehl-i salâhât
çektikleri hastalıklara birer ibâdet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniyye
nazarıyla bakmışlar; sabır içinde şükretmişler. Hâlık-ı Rahîm’in rahmetinden
gelen bir ameliyât-ı cerrâhiye nev’inden görmüşler. Sen ey âh u fîzâr eden
hasta! Bu nûranî kàfileye iltihâk etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa
şekvâ etsen, onlar seni kàfilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukurlarına
düşersin! Karanlıklı bir yolda gideceksin.”
Şâyet bir insân, hayâtında kahra dûçâr olmadan, celâlli bir elle çalkalandırılmadan, hep lütfa mazhar olsa, her işi rast gitse, bu onun hakkında bir istidrâctır. Meselâ; zelzele olduğunda bütün evler yıkılıp, senin evin tek sağlam kalsa bu mu’cize olur. Sırr-ı imtihâna münâfî düşer. Senin evin de yıkılabilir, malın da gidebilir. Ancak O Hafîz-i Rahîm, bir sebeple seni dışarı atıp canını kurtarır. Âdetullah böyle cereyân etmiş. Bu dünyâda Hazret-i Âdem’den bugüne