Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
etmeden, “Niçin bu hastalığı bana verdin, niçin beni bu yaralarla mübtelâ eyledin, niçin beni erzel-i ömre te’hîr ettin?” demeden, sabır içinde şükrettiği hâlde sekerâta girse; sekerâtta, Cennet’teki yeri ona gösterildikten sonra, o adam dünyâda çektiği bütün sıkıntı ve kederleri unutur. Şâyet o anda biri ona sorsa; “Hâlin nedir, ne ile karşılaştın?” Cevâben: “Ben sıkıntılıydım, hastaydım, perîşândım. Bir hekim gelip bana bir tiryak verdi ve ben hastalıktan, yara ve bere içinde kıvranmaktan, ihtiyârlıktan kurtularak, otuz üç yaşında sıhhatli bir genç oldum.” der, saâdetli bir şekilde rûhunu Rahmân’a teslîm eder. Cenâb-ı Hak, o sıkıntı ve elemleri, o ölümün acısını ebedî bir saâdete kalbeder. Hem gerçekten ehl-i îmân ise, bu sıkıntıları çekmişse, bir nev’i şühedâ hayâtına mazhar olur. Kabirde ve haşirde kendisine hesâb da sorulmaz. Bu netîce az mıdır? Müellif (ra) şöyle buyuruyor:
“Evet, hastalıkların bir kısmı var ki; eğer ölümle netîcelense, ma’nevî
şehîd hükmünde şehâdet gibi bir velâyet derecesine sebebiyyet verir. Ezcümle
çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâûn
ile vefât eden, şehîd-i ma’nevî olduğu gibi, çok mübârek hastalıklar var ki,
velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünyâ aşkını ve alâkasını
hafîfleştirdiğinden, vefât ile dünyâdan, ehl-i dünyâ için gàyet elîm ve acı
olan müfârakàtı tahfîf eder; ba’zen da sevdirir.”
Hàlık-ı âlem, insânın mâhiyyetini bir model gibi yapıp onu mevt ve fenâya, zevâl ve firâka, musîbet ve meşakkate ma’rûz bırakmakla kendi san’atını seyrediyor. Onu hâlden hâle, tavırdan tavra geçirmekle faâliyyet-i kudretini gösteriyor. Rahmetinin, hikmetinin ve vedûdiyyetinin eserlerini ihsâs ediyor. Üzerinde cereyân eden bütün bu faâliyyetlerden dolayı, insânın i’tirâza hakkı yoktur. Zîrâ kul, ücretini dünyâda peşîn olarak almıştır. Âhirette ise ehl-i îmân ve tâat, saâdet-i ebediyyeye mazhar olacaktır. Ehl-i küfür ve dalâlet ise ademden kurtulup Cehennem’de ebedî kalacaktır. Âdemden kurtulup ebediyyete mazhar olmaları, ehl-i küfür ve dalâlet için bir ni’mettir. Demek mevt ve fenâ, zevâl ve firâk, musîbet ve meşakkat, Cenâb-ı Hakk’ın Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimlerine zıd değildir.
Lügat: ehl-i dünyâ, erzel-i ömr, cehennem, meşakkat, cereyân, udre(t), ediyye, hikmet, saâdet, tiryak, âliyye, şekil