Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Ma’sûm çocuklara gelen hastalık, belâ ve musîbetler, ileride başlarına gelecek sıkıntılara mukàvemet etmeleri için onlar hakkında bir idmândır. Meselâ; hiç soğuk elemini çekmeyen bir çocuk, ileride bir soğukla karşılaşınca buna mukàvemet edemeyip hemen hastalanır. Bu yüzden o çocuk, daha doğar doğmaz pek çok sıkıntılara ma’rûz kalır. Tâ ki tekàmül etsin ve hayâtın zorluklarına alışsın. Müellif (ra) bu konuda şöyle buyuruyor:
“Ma’sûm çocukların
hastalıklarını, o nâzik vücûdlara bir idmân, bir riyâzet ve ileride dünyânın
dağdağalarına mukàvemet verdirmek için bir şırınga ve bir terbiye-i Rabbâniyye
gibi, çocuğun hayât-ı dünyeviyyesine âit çok hikmetlerle berâber ve hayât-ı
rûhiyesine ve tasaffî-i hayâtına medâr olacak büyüklerdeki keffâret-ü’z zünûb
yerine, ma’nevî ve ileride veyâhud âhirette terakkìyyât-ı ma’neviyyesine medâr
şırıngalar nev’indeki hastalıklardan gelen sevâb, peder ve vâlidelerinin
defter-i a’mâline, bilhassa sırr-ı şefkatle çocuğun sıhhatını kendi sıhhatına
tercîh eden vâlidesinin sahîfe-i hasenâtına girdiği, ehl-i hakìkatça sâbittir.”
Evet, Rahîm, Hakîm ve Vedûd olan bu âlemin mutasarrıfı, insânı hasta eder, alîl eder, aç eder, susuz eder, belâ ve musîbete giriftâr eder. Bununla kulunu ikmâl ve itmâm eder. Her şey zıddı ile bilinir. Eğer celâlli bir el olmazsa, lütfun kıymeti bilinmez. Müellif (ra), eşyâ zıddıyla bilindiğini ve onunla kıymet kazandığını şöyle îzâh etmektedir:
“Ehl-i hakìkat müttefikan diyorlar ki: اِنَّمَا اْلاَشْيَاءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا ya’nî: “Her şey zıddıyla bilinir.” Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa harâret anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. mi’de harâreti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir. Mâdem Fâtır-ı Hakîm insâna her çeşit ihsânını ihsâs etmek ve herbir nev’i ni’metini tattırmak ve insânı dâimâ şükre sevketmek istediğini, şu kâinâtta çeşit çeşit hadsiz enva’-ı ni’meti tadacak, tanıyacak derecede gàyet çok cihâzât ile insânı techîz etmesi gösteriyor ki; elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi; hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir. Senden soruyorum: “Bu hastalık senin başında veyâ elinde veyâ mi’dende olmasaydı; sen, başın, elin, mi’denin sıhhatindeki