Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Zıd gibi görünen nihâyetsiz hikmet, nihâyetsiz cûd ile sehâ
ile içtimâ ediyor. Meselâ: Asker ordusunun bir gàyesi, te’mîn-i asâyiştir. Bu
gàyeye göre ne kadar asker istersen var ve hem pek fazladır. Fakat hıfz-ı hudûd
ve mücâhede-i a’dâ gibi sâir vazîfeler için, bu mevcûd ancak kâfî gelir.
Kemâl-i hikmetle müvâzenededir. İşte hükûmetin hikmeti, haşmet ile içtimâ
ediyor. O hâlde, o askerlikte fazlalık yoktur denilebilir.”[
Lem’alar adlı eserde ise bu konu ile alâkalı olarak şöyle buyruluyor:
“Her şeyin hikmet-i vücûdu ve gàye-i fıtratı ve fâide-i hilkatı ve netîce-i hayâtı üçer nev’idir:
“Birinci
nev’i, kendine ve insâna ve insânın maslahatlarına bakar.
“İkinci nev’i,
daha mühimdir ki: Her şey, umûm zîşuùr mütâlea edebilecek ve Fâtır-ı
Zülcelâl’in cilve-i esmâsını bildirecek birer âyet, birer mektûb, birer kitâb,
birer kaside hükmünde olarak ma’nâlarını hadsiz okuyucularına ifâde etmesidir.
“Üçüncü nev’i
ise, Sâni’-ı Zülcelâl’e âittir, ona bakar. Her şeyin fâidesi ve netîcesi
kendine bakan bir ise, Sâni’-ı Zülcelâl’e bakan yüzlerdir ki, Sâni’-ı Zülcelâl
kendi acâib-i san’atını kendisi temâşâ eder; kendi cilve-i esmâsına, kendi
masnûâtında bakar. Bu a’zamî üçüncü nev’ide, bir sâniye kadar yaşamak kâfîdir.
Hem her şeyin
vücûdunu iktizâ eden bir sırr-ı Kayyûmiyyet var ki, Üçüncü Şuâ’da îzâh
edilecek.
“Bir zamân tılsım-ı kâinât ve muammâ-yı hilkat cilvesiyle mevcûdâtın hikmetlerine ve fâidelerine baktım, dedim: ‘Acabâ bu eşyâ neden böyle kendini gösteriyorlar, çabuk kaybolup gidiyorlar? Onların şahsına bakıyorum; muntazam, hikmetli giyinmiş, giydirilmiş, süslendirilmiş, sergiye temâşâgâha gönderilmiş. Hâlbuki bir iki günde, belki bir kısmı birkaç dakìkada kaybolup; fâidesiz boşuboşuna gidiyorlar. Bu kısa zamânda bize görünmelerinden maksad nedir?’ diye çok merak ediyordum. O zamân mevcûdâtın, husûsan zîhayâtın dünyâ dershânesine gelmelerinin mühim bir hikmetini lütf-i İlahî ile buldum. O da şudur: Her şey, husûsan zîhayât, gàyet ma’nidâr bir kelime, bir mektûb, bir kasîde-i Rabbânîdir; bir i’lânnâme-i İlâhî’dir. Umûm zîşuùrun mütâleasına mazhar olduktan ve hadsiz mütâleacılara ma’nâsını ifâde ettikten sonra, lafzı ve hurûfu hükmündeki sûret-i cismâniyyesi kaybolur.
Lügat: maslahat, muntazam, hükûmet, birinc, gönder, hadsiz, haşmet, hikmet, hilkat, kaside, kelime, sid(e), fâide