Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Der-akab zevâl ile acılanan mülâkatlar, keder ve merâka değmez. İştiyâka hiç lâyık değildir. Çünkü zevâl-i lezzet, elem olduğu gibi; zevâl-i lezzetin tasavvuru dahi bir elemdir. Bütün mecâzî âşıkların dîvânları, ya’nî aşknâmeleri olan manzûm kitâbları, şu tasavvur-i zevâlden gelen elemden birer feryâddır. Herbirinin, bütün dîvân-ı eş’ârının rûhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryâd damlar.
“İşte o zevâl-âlûd mülâkatlar, o elemli mecâzî muhabbetler derdinden ve belâsındandır ki, kalbim İbrâhîmvârî لاَ اُحِبُّ اْلاۤفِلِينَ ağlamasıyla ağlıyor ve bağırıyor.
“Eğer şu fânî dünyâda bekà istiyorsan; bekà, fenâdan çıkıyor. Nefs-i emmâre cihetiyle fenâ bul ki, bâkì olasın.
“Dünyâperestlik
esâsâtı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et. Fânî ol! Dâire-i mülkünde ve
malındaki eşyâyı, Mahbûb-i Hakìkì yolunda fedâ et. Mevcûdâtın adem-nümâ âkibetlerini
gör. Çünkü şu dünyâdan bekàya giden yol, fenâdan gidiyor.”[
Dünyânın, dünyâya bakan yüzüne bakan bir insân, hakìkì vücûdu olmayan bir dünyâda yaşar. Zîrâ dünyânın hakìkì vücûdu, esmâ-i İlâhiyyeye âyine ve âhirete tarla olması cihetinde tebârüz eder. Bu iki yüzde dünyânın hakìkì bir vücûdu vardır. Âyet ve hadîslerde dünyânın bu iki yüzü medhedilmiş; dünyânın insânın hevâ ve hevesine bakan yüzü ise zemmedilmiştir. Müellif (ra) bu konuyu şöyle îzâh etmektedir:
“Ehl-i dalâletin vekîli der ki: ‘Ehâdîsinizde dünyâ tel’in edilmiş, “cîfe” ismiyle yâdedilmiş. Hem bütün ehl-i velâyet ve ehl-i hakìkat, dünyâyı tahkîr ediyorlar. “Fenâdır, pistir” diyorlar. Hâlbuki sen, bütün kemâlât-ı İlâhiyyeye medâr ve hüccet, onu gösteriyorsun ve âşıkàne ondan bahsediyorsun?’
“ELCEVÂB:
Dünyânın üç yüzü var:
“Birinci yüzü: Cenâb-ı Hakk’ın esmâsına bakar. Onların nukùşunu gösterir. Ma’nâ-yı harfiyle, onlara âyinedârlık eder. Dünyânın şu yüzü, hadsiz mektûbât-ı
Lügat: ehl-i hak, der-akab, muhabbet, tasavvur, tecerrüd, âkibe(t), birinc, hadsiz, hüccet, seyyie, âhiret, âhire