Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
sergilenen ni’metler zevâl ve fenâya mahkûmdur. Hiç mümkün müdür ki; bu meşherin, bu ticâretgâhın sâhib ve mâliki, bu san’at eserlerini ve ni’metlerini yok etsin. Hâşâ! Belki bu meşherde teşhîr edilen eserler ve bu ticâretgâhta sergilenen ni’metler birer nümûnedir. O meşher ve ticâretgâhın sâhib ve mâliki, bu nümûnelerle müşterilerinin nazarlarını asıllarına çevirmektedir.
Dünyâ, bu kadar acîb ve garîb san’at eserleriyle tezyîn edilmesine rağmen fânîdir. Her şeyin üzerinde fenâ damgası vardır. Bu dünyâda satılan her şey çürüktür. Güzel mallar arkada istif edilmiştir. Onlara tâlib ol. Meselâ; ev yaparsın çürüktür. Evlâdın olur, çürüktür. Saltanat elde edersin, çürüktür, fânîdir. O hâlde çürük ve fânî olmayan bir mülke, bir saltanata tâlib ol. O saltanat ise Cennet’tir. O Cennet ve içindekiler ebedîdir. Sâni-ı Sermedî, şu âlemdeki her mevcûdun üzerine fenâ damgasını vurmuştur. Hangi malı alırsan al, fenâ damgası üstündedir. “Bu, fânîdir.” diye mühürlemiştir. En güçlü madde, demir değil mi? Demir, şâyet korunmazsa o da paslanır, çürür ve gider. Demek bu mevcûdât-ı âlemin her biri, gàyet harika birer eser-i san’at olmasına rağmen, zevâl ve fenâya mahkûm olması isbât eder ki, bu âlemin arkasında bâkì bir âlem vardır. Bu bedî’ kâinâtın Sâni’ı, ibâdını o bâkì, dâimî ve müstekar olan âleme sevk etmektedir. Müellif (ra) şöyle buyuruyor:
“Ticâret istiyorsan eğer, şu fânî ömrünü bâkìye tebdîlde.
Eğer nefsine tâlib isen, çürüktür hem temelsiz de.
Eğer âfâkı ister isen, fenâ damgası üstünde.
Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.
Öyle ise geç,
iyi mallar dizilmiş arkasında...”[
Demek insân, bu dünyâya ticâret yapmak için gönderilmiştir. Onun eline verilen sermâye ise ömürdür. Ömür sermâyesini evâmîr-i İlâhiyye dâiresinde kullananlar, büyük kâr elde ederler. O ömür sermâyesini nefis ve şeytânın hevâsına uyarak gayr-ı meşrû’ yolda hebâ edenler ise, dünyâ ve âhirette zarar ederler. İşte böyle bir zarara düşmemek için Cenâb-ı Hak, belâ ve musîbetlerle, hastalık ve
Lügat: saltanat, sermedî, gönder, mahkûm, meşher, rağmen, âhiret, istif, âhire