Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
2. BÖLÜM
BİRİNCİ MAKÁM: Beş
remizdir.
BİRİNCİ REMİZ: Yirmi
Altıncı Söz’ün hâtimelerinde denildiği gibi; nasıl ki bir mâhir san’atkâr,
kıymetdâr bir elbiseyi murassa’ ve münakkaş sûrette yapmak için, bir miskin
adamı lâyık olduğu bir ücrete mukàbil model yaparak kendi san’at ve mahâretini
göstermek için; o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır,
uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaz’ıyyetler verir. Şu miskin
adamın hiçbir hakkı var mıdır ki, o san’atkâra desin: “Beni güzelleştiren bu
elbiseye neden ilişip tebdîl ve tağyîr ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup,
meşakkatle benim istirâhatımı bozuyorsun?”
Aynen öyle de: Sâni’-ı Zülcelâl herbir nev’i mevcûdâtın mâhiyyetini birer model ittihâz ederek ve nukùş-i esmâsıyla kemâlât-ı san’atını göstermek için; herbir şey’e, husûsan zîhayâta, duygularla murassa’ bir vücûd libâsını giydirerek, üstünde kalem-i kazâ ve kaderle nakışlar yapar; cilve-i esmâsını gösterir. Herbir mevcûda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak; bir kemâl, bir lezzet, bir feyz veriyor. مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاءُ sırrına mazhar olan o Sâni’-ı Zülcelâl’e karşı hiçbir şey’in hakkı var mıdır ki, desin: “Bana zahmet veriyorsun. Benim istirâhatımı bozuyorsun.” Hâşâ!
Evet, mevcûdâtın hiçbir cihette Vâcibü’l-Vücûd’akarşı hakları yoktur ve hak da’vâ edemezler; belki hakları, dâimâ şükür ve hamd ile verdiği vücûd mertebelerinin hakkını edâ etmektir. Çünkü verilen bütün vücûd mertebeleri vukuâttır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânâttır. İmkânât ise ademdir, hem nihâyetsizdir. Ademler ise, illet istemezler. Nihâyetsize illet olamaz.
Meselâ ma’denler diyemezler: “Niçin nebâtî olmadık?” Şekvâ edemezler; belki vücûd-i ma’denîye mazhar oldukları için hakları Fâtırına şükrândır.
Nebâtât, “Niçin hayvân olmadım?” deyip şekvâ edemez. Belki vücûd ile berâber, hayâta mazhar olduğu için hakkı şükrândır.
Hayvân ise, “Niçin insân olmadım?” diye şikâyet edemez. Belki hayât ve vücûd ile berâber, kıymetdâr bir rûh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrândır. Ve hâkezâ kıyâs et.
Lügat: meşakkat, mertebe, miskin, nakkaş, imkân, vâcib