Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
elmadan hadsiz bir lezzet alacaksın.
Hem meselâ; insân evlenir ve o evlilikten bir lezzet alır. O lezzet bir müddet sonra kaybolup gider. Ancak aldığı bu lezzet yok olmaz. Bâkì bir âlemde, Cennet’te ebedî olarak en a’lâ bir şekilde ona ihsân edilecektir. İnsânın hayâtı boyunca meşrû’ dâirede tatmış olduğu bütün lezâiz, âhirette ihsân edilecek lezâizin birer nümûnesidir. Dünyâda tattığı bütün lezâizin daha a’lâsını, âhiret âleminde tadacağı bu iki misâle kıyâs edilsin.
Ve hâkezâ her şey, O’na intisâbla yokluktan kurtulup bekàya mazhar olur. Bekàya mazhar olmak da iki şekildedir:
Biri: Kahr ile Cehennem’de bekàya mazhar olmaktır. Cenâb-ı Hak, bizleri muhâfaza etsin.
Diğeri: Lütuf ile Cennet’te bekàya mazhar olmaktır. Cenâb-ı Hak, nasîb etsin.
Demek şu seyl-i mevcûdât yokluğa değil, Cennet veyâ Cehennem’de karâr kılmak üzere ebediyyete doğru akıp gitmektedir.
Hulâsâ: O’na intisâbını bilen için, bütün âlem yokluktan kurtulup bekàya mazhar olur ve intisâbı nisbetinde bundan lezzet alıp daha dünyâda iken Cennetvârî bir hayâta mazhar olur. O’na intisâbını bilmeyen için, bütün âlem yokluğa mahkûmdur, zevâl ve firâklarla doludur ve bu hâlet, o kimseyi ma’nen yakar, daha Cehennem’e gitmeden Cehennemvârî bir hayâta mazhar eder. O’na intisâbını bilmeyen kâfîrler, ya dâr-ı âhireti tamâmen inkâr ederler. Veyâ dâr-ı âhiretin vücûdunu kabûl ettikleri hâlde Cehennem’in ebediyyetine veyâ haşr-i cismânîye inanmıyorlar. (Yahûdî ve Hıristiyanlar gibi) Bu inançları sebebiyle hadsiz zulümât-ı ademe düşüp hadsiz elem çekiyorlar ve çekecekler.
(Çünkü o hâlde alâkadar olabileceği herbir mevcûda karşı bir firâkı ve bir iftirâkı ve bir zevâli vardır.) Şâyet Allâh’a intisâb olmazsa veyâ o intisâb bilinmezse veyâ bir insân Allâh ve âhiret hakkında vahy-i İlâhî’ye göre değil, kendi aklına göre bir düşünceye sâhib olsa, bu durumda o insân, sevdiği ve acıdığı her şeyden firâk elemini çeker. Zîrâ insân, bu dünyâda sevdiği her şeyden ayrılır. Fakat Allâh’a intisâb olsa veyâ o intisâb bilinse veyâ bir insân Ellâh ve âhiret hakkında
Lügat: alâkadar, cehennem, ediyye, hadsiz, mahkûm, nisbet, âhiret, inkâr, âhire, şekil