Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
olduğu gibi mansûr ve muzaffer edecektir. İnşâallah. Târih bunun şâhididir.
Meselâ; asr-ı saâdetten sonraki asırlarda âlem-i
İslâm’ı ifsâd eden Ye’cûc ve Me’cûc tâifesi, yeryüzünde zuhûr edip İslâm’ın
menba’larını kurutmaya çalışınca, ehl-i îmânın büyük bir kısmı, böyle bir güce
karşı sarsıntı geçirip umutsuzluğa kapıldılar. İslâmiyyet’in inkırâza
uğradığına ve bir daha inkişâf edemeyeceğine inanıp mevcûd hâli hoş görerek o
hâle rızâ gösterdiler. Güçlü ve gàlib olan zâlim tâifenin muvaffâkiyyeti,
mazlûm ehl-i îmânın da belâ ve musîbete giriftâr olması, ehl-i îmânın bir
kısmını, o zâlim tâifeyi haklı, ehl-i îmânı da haksız görmek gibi bir vartaya
düşürdü. “Güçlü ve gàlib olan haklıdır.” düstûr-i zâlimânesine binâen, o asırda
yaşayan bir kısım ulemâ dahi, o tecâvüzâta karşı dayanamamıştır. Hâlbuki
felsefenin bu düstûru, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın “Kuvvet, haktadır.” düstûr-i
Âdilânesine karşı ikàme edilmiştir. İşte o zamânda yaşıyan ehl-i îmândan bir
tâife-i kalîle, “Kuvvet haktadır.” düstûrunu esâs alıp kitâb ve sünnet
etrâfında birleşerek, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını ve lütfunu celbettiler. Cenâb-ı
Hak da o tâife-i kalîleyi, ihlâs ve samîmiyyetlerinden dolayı o zâlimlere karşı
gàlib eyledi. Bu asırda dahi aynı hâl cârîdir ve bu hâlden kurtuluş çâresi de
ehl-i îmânın, kuvveti hakta aramasıdır. Öyle ise bu asırda yaşayan ehl-i îmân,
kuvveti hakta bilip hak olan Kitâb ve Sünnet’e temessük etmekle ve hizmet-i îmâniyye
ve Kur’âniyyede doğrudan doğruya yalnız Cenâb-ı
Hakk’ın rızâsını esâs maksad yapmakla, ancak
bu azîm vartadan kurtulup nusret-i İlâhiyyeye mazhar olabilirler.
Evet, dîn-i Mübîn-i İslâm’a hizmet eden her ferd-i
mü’min, rızây-ı İlâhî’yi esâs maksad yapmalı, riyâya girmemeli, maddî ve
ma’nevî menfaat karşılığında dîninden ta’vîz vermemeli, bid’alara tarafdar
olmamalıdır. Bu asırda yaşayan ehl-i îmân, hizmet-i îmâniyye ve Kur’âniyyede bu
esâslara riâyet etmediği için, Cenâb-ı Hak, ehl-i dalâleti, ehl-i îmânın başına
musallat etmiştir.
İşte kader-i İlâhî, ehl-i hak olan ehl-i îmânı o gàlib şerîr güçlere karşı çarpıştırmakla hikmet-i hafiyyesini tezâhür ettirir. Ehl-i hakkı, haksızlardan ayırır, çektikleri ezâ ve cefâlara mükâfât olarak dünyâda onları mansûr ve muzaffer eder, dîn-i Hak olan İslâmiyyet’i bütün cihâna hâkim eder, âhirette ise Cennet ve cemâlullah ile onları ebedî mes’ûd eder.
Evet, Cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem de lüzûmsuz
değildir. İnsân, dünyâda bir ev sâhibi olmak, bir makàm ve mevki’e gelmek için
ne kadar sıkıntı