Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
kalması, böyle ehemmiyyetli bir hikmete mebnî idi. Ancak akıl, zâhire bakıp hükmettiği için onların başına gelen bu hâli, abes ve zulüm olarak telâkkì eder.
Hem
meselâ; Hazret-i Ya’kùb (as)’ın oğulları, kıtlık senesinde Mısır’a
gittiklerinde Mısır’ın Azîzi olan Yûsuf (as), hırsızlık ittihâmı ile kardeşleri
Bünyâmin’i rehîn olarak alır. Hazret-i
Ya’kùb (as), Mısır’ın Azîzi’ne bir mektûb yazarak şöyle der: “Ey Azîz-i Mısır!
Biz musîbetzede bir âilenin evlâdıyız. Çünkü dedem İbrâhîm, Nemrûd tarafından
ateşe atıldı. Allâh O’nu kurtardı. Allâh (cc), dedem İbrâhîm (as)’a rü’yâsında;
oğlu Hazret-i İsmâîl (as)’ı kurbân etmesini emretti. İsmâîl (as)’ı kurbân
ederken bıçak kesmedi. O anda Allâh, Cennet’ten bir koç indirerek: “Bunu kurbân
et!” dedi. O da o koçu, oğlunun yerinde kurbân etti. Oğlum Yûsuf da kayboldu.
Biz musîbetzede bir âileyiz. Bundan dolayı rehîn olarak aldığın oğlum
Bünyâmin’i gönder, gelsin.” Bu mektûbta anlatılan hâdiseler, Allâh’ın en çok
sevdiği kulları olan bir Peygamber âilesinin ne kadar musîbet ve meşakkate
ma’rûz kaldığını göstermektedir. Bu musîbet ve meşakkatler, Vedûd ismiyle nasıl
tevfîk edilebilir? Bütün bu hâdiseler, kader-i İlâhî’nin hikmetli cilveleridir.
Cenâb-ı Hak, o hikmetleri zamânla ehl-i şuùra gösterdi.
Hem O Zât-ı Vedûd, Habîb-i edîbine (asm) hitâben diyor
ki: “Senin dînini, bütün dînlere ve devletlere gàlib edeceğim.”
Bugün ise esbâb noktasında zor gibi görünse bile, netîcede Âlem-i İslâm’ın bütün dünyâya hakîmiyyeti muhakkaktır. Bu, hem va’d-i İlâhî, hem de kudret-i İlâhiyye noktasında gàyet kolay ve ma’kûldur. Nasıl ki; asr-ı saâdet Müslümanları ve ondan sonraki asırlarda gelen Müslümanlar, vazîfelerini yapıp vazîfe-i İlâhiyyeye karışmadıkları ve İslâmiyyet’in inkişâfı husûsunda umutsuzluğa düşmedikleri için mansûr ve muzaffer oldular. Bu asırda yaşayan ehl-i îmân dahi sabır ve takvâ dâiresinde vazîfelerini îfâ edip vazîfe-i İlâhiyyeye karışmasalar ve İslâmiyyet’in inkişâfı husûsunda da umutsuzluğa düşmeseler, yine Allâh (cc), onları geçmişte