Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Hem nev’-i beşer dahi bir modeldir. Her bir insân bir elbise gibidir. Cenâb-ı
Hak, Hazret-i Âdem (as) zamânından kıyâmete kadar bir kısım insânları hayâta
mazhar edip tecelliyyât-ı esmâsını seyrettikten sonra onları götürüp yerlerine
yenileri getiriyor. Mâhiyyet-i insâniye değişmiyor. Ancak tayyünât-ı i’tibâriyye
denilen sûretler değişiyor. Cenâb-ı Hak, bu tebeddül ve teğayyürden, bu
teceddüd ve faâliyyetten kendisine mahsûs hadsiz bir lezzet alıyor. Hem O Zât-ı
Akdes, her bir insâna ayrı bir meslek, ayrı bir iş, ayrı bir san’at
lûtfetmiştir. Meselâ; doktor, mühendis, marangoz, çiftçi, berber, terzi, kasab
gibi… Bütün bunlar, ayrı ayrı esmâsının iktizâsıdır. O Zât-ı Akdes, bu
meslekler üzerinde tecellî eden esmâsının nakışlarından kendisine mahsûs ayrı
bir lezzet alır.
Demek Cenâb-ı Hak, bütün bu
faâliyyetlerde kendi esmâsının tecelliyyâtını seyretmekten kendisine mahsûs bir
lezzet alır. Meselâ; seni çocukken büyüttü, akıl verdi, kemâle erdirdi. “Her
kemâlden sonra bir zevâl vardır.” kàidesine binâen ihtiyârlık döneminde seni
tekrâr çocuk vaz’ıyyetine getiriyor, erzel-i ömre düşürüyor. Bu ayrı ayrı etvâr
ve ahvâlde kendisine mahsûs bir lezzet alıyor. Gelecek âyet-i kerîmeler,
insânın geçirdiği etvâr ve ahvâli şöyle ifâde ediyor:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ
طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا ۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّىٰ مِنْ قَبْلُ ۖ
وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
“(O Zât-ı Akdes ki;) ey insânlar! (sizi) başlangıçta pederiniz
Hazret-i Âdem i’tibâriyle (topraktan) yarattı, (sonra) sizi, insânlık
silsilesini (bir nutfeden) meni denilen bir damla sudan (sonra alâkadan) kan pıhtısından,
vâlidelerin rahîmlerinde (yarattı,) büyütüp geliştirdi, (sonra sizi) o rahîmlerden (çocuk olarak) yeryüzüne (çıkardı,) hayât alanına getirdi, (sonra kuvvetinizin tekàmülü çağına) erişesiniz, aklınızın ve fikrinizin kuvvet bulacağı bir müddete,
meselâ; otuz yaşından kırk yaşına ulaşasınız diye sizi yaşatır, (sonra ihtiyârlayasınız) yaşlılık çağına
kavuşasınız (diye) sizi yaşatır (ve sizden ba’zınız, daha evvel öldürülür,) nice kimseler, daha kemâl veyâ ihtiyârlık çağına gelmeden hikmet
gereği rûhları alınarak kendileri