Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
muâmele vaki’ olur. İnsânı
hatâ ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riâyet etmemektir.”
(Ey insân-ı müştekî!) Ey şikâyet eden insân! Müellif (ra)’ın bu cümlesinde “Ey insân” diye hitâbı gàyet ma’nidârdır. İnsân kelimesi nisyândan alındığı için; insân her şeyi çabuk unutuyor. Bu yüzden Müellif (ra), böyle bir hitâbla insâna, üzerindeki hadsiz niam-ı İlâhî’yi hâtırlatarak onu gafletten uyandırıp şöyle diyor: Ey insân! Cenâb-ı Hakk’ın sana ihsân ettiği hadsiz ni’metleri niçin unutuyorsun? Sana in’âm edilen hadsiz ni’metleri hâtırla, verdiğin ahdleri unutma. Senin vazîfen şükür iken, şükrü bırakıp hâlinden şekvâ ediyorsun ve haksız i’tirâzda bulunuyorsun.
(Sen ma’dûm kalmadın,) yoklukta kalmadın (vücûd ni’metini giydin, hayâtı tattın, câmid) cansız (kalmadın, hayvân olmadın, İslâmiyyet ni’metini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet ni’metini gördün ve hâkezâ;) Ya’nî ey İnsân! Sen unsûrlar dâiresinden, ma’deniyyet mertebesine çıktın. ma’deniyyet dâiresinden, nebâtiyyet mertebesine terakkì ettin. Nebâtiyyet dâiresinden, hayvâniyyet mertebesine yükseldin. Hayvâniyyet dâiresinden, insâniyet mertebesine terakkì ettin. İnsâniyet mertebesinden de terakkì ederek Müslüman oldun. Bütün bu vücûd mertebelerine karşı vazîfen, yalnız şükür ve ubûdiyyettir. Müellif (ra), bu vücûd mertebelerine karşı insânın, şükür ve ubûdiyyetle mükellef olduğunu şöyle îzâh etmektedir.
“Ey nefis! Ubûdiyyet, mukaddeme-i mükâfât-ı lâhika değil, belki netîce-i ni’met-i sâbıkàdir. Evet, biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubûdiyyetle muvazzafız. Çünkü ey nefis! Hayr-ı mahz olan vücûdu sana giydiren Hâlık-ı Zülcelâl, sana iştihâlı bir mi’de verdiğinden Rezzâk ismiyle bütün mat’umâtı bir sofra-i ni’met içinde senin önüne koymuştur. Sonra sana hassasiyetli bir hayât verdiğinden, o hayât dahi bir mi’de gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemîn kadar geniş bir sofra-i ni’meti, o ellerin önüne koymuştur. Sonra ma’nevî çok rızık ve ni’metler isteyen insâniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i ni’met, o mi’de-i insâniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır. Sonra nihâyetsiz ni’metleri isteyen ve hadsiz rahmetin meyveleriyle tegaddî eden ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyyeti ve îmânı sana verdiğinden, dâire-i
Lügat: hassasiyet, mukaddeme, mukaddem, deniyye, mertebe, hadsiz, hizmet, kelime, lâhika, nisbet, âmiyy