Nüzûl-i Ísâ (as)
Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ta‘yîn etmez. Evvelâ, “Bu mes’ele hakkında Kur’ân ne demiş? Sünnet onu nasıl beyân etmiş? İcmâ-ı ümmet bu mes’eleyi nasıl hall etmiş?” diye, İslâm’ın temel ve vaz geçilmez kaynaklarına başvurur. Çünkü, her mes’elede olduğu gibi; bu mes’elede dahi
söz hakkı öncelikle Kur’ân’ındır. Şâyet bu konudaki âyât-ı Kur’âniyyede bir kapalılık varsa veyâ mes’ele icmâlî olarak anlatılmışsa, o zamân Kur’ân’ın en birinci müfessiri olan Resûl-i Ekrem (asm)’ın ehâdîs-i şerîflerine mürâcaat edilir.
Bir mü’min, İslâmiyyetin bu iki temel
kaynağına mürâcaat etmekle mükellef olduğunu bilir.
İşte, bu temel káideye binâen; nüzûl-i Ísâ (as) hakkında, en evvel Kur’ân’a mürâcaat ediyoruz. Âyet-i kerîmelerin bu konuyu tafsílen değil; icmâlen beyân ettiğini görüyoruz. Bu sebeble, tafsílâtlı bilgi için ehâdîs-i Nebeviyyeye mürâcaat ediyoruz. Zîrâ, hadîslerdeki net ve sarîh ifâdeler, âyetlerdeki bir derece kapalı olan müşkilâtı kesin olarak hall etmektedir. Hem bu noktada hadîs-i şerîflere bakıldığı zamân, ulemâ-i İslâm tarafından bu hadîslerin sahîh ve mütevâtir kabûl edildiğini görüyoruz. Mes’ele bu şekilde vuzúhuyla ortaya çıktıktan sonra, bir mü’minin tam bir itmînân-ı kalbe sáhib olması, îmânının gereğidir. Çünkü, âyât-ı Kur’âniyyedeki murâd-ı İlâhîyi en evvel anlamak hakkı, hîç şübhesiz Resûl-i Ekrem (asm)’a áiddir. Mâdem Muhbir-i Sádık (asm), yüze yakın hadîslerinde Ísâ (as)’ın bi’z-zât şahsıyla semâdan ineceğini ve álemdeki küfür ve zulmü kudret-i İlâhiyyeye dayanarak kal‘ ve ref‘ edeceğini haber vermiş; elbette va‘d edilen bu nüzûl gerçekleşecektir.
Kezâ, bu konuda icmâ-ı ümmet hâsıl olmuş ve bu mes’ele, ehemmiyyetine binâen, hak olan ehl-i sünnet akídesine dâhıl olmuştur. Mâdem bu konuda ümmetin icmâı vardır. Elbette