Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ne kadar emir ve nehiy
varsa, hepsi “Tesbîh edin!” ma‘nâsında olan سَبِّحُوا emrinde dâhıldir.
YİRMİ YEDİNCİ MES’ELE
Birinci makámın tereşşüh ettiği
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ۞ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ
âyet-i kerîmelerinin, beş vakit namâza işâret ettiğini beyân ettik. Namâz ise, bütün ıbâdâtın envâını şâmil bir fihriste-i
nûrâniyye ve bütün esnâf-ı mahlûkátın elvân-ı ibâdetlerine işâret eden bir harîta-i kudsiyyedir. [58] Namâz ibâdetinin edâ edildiği beş vakit ise, bütün evkátın hulâsasıdır. Namâzda okunan Fâtiha-i Şerîfe ise, Kur’ân-ı Azímü’ş-şân’ın bir timsâl-i münevveridir.
Namâz ibâdetini edâ eden insân ise; şu álem-i kebîrin bir misâl-i
musağğarı ve bin bir ism-i İlâhînin bir âyinesidir.
سُبْحَانَ اللّٰهِ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ، اَللّٰهُ
اَكْبَرُ
kelime-i kudsiyyeleri ise,
namâzın çekirdekleri hükmündedir. Bu kelimeler ise, otuz üçü celâlli,
otuz üçü cemâlli, otuz üçü kemâlli olmak üzere, doksan dokuz esmâ-i hüsnânın tecelliyyâtını hátırlatır. Dolayısıyla, bu âyet-i kerîmelerin
işâret ettiği beş vakit namâz, mezkûr hakíkatlara birden işâret eder.
Hem bu âyet-i kerîmelerin işâret ettiği beş vakit namâz, haşrin lüzûmunu da isbât eder. Zîrâ, haşir gelmezse, mezkûr hakíkatler ma‘nâsız olur. Sabâh, öğle, ikindi, akşâm ve yatsı vakitlerinde edâ edilen namâz da boşuna gider. Gece ve gündüzün dönüşü, kış ve yazın inkılâbı abes olur. Demek, bunların hepsi haşri isterler ve bu hakíkatler, haşir ile ma‘nâsını bulur.
Lügat: birinc, fihris, fâtiha, kelime, mezkûr, fâtih