Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Başta Güneş olarak küre-i Arz’dan bin
def‘a büyük o semâvî lambalar, mütemâdiyyen yandıkları hâlde müvâzenelerini
bozmuyorlar, patlak vermiyorlar, yangın çıkarmıyorlar. Sarfiyyâtları hadsiz olduğu hâlde, vâridâtları ve gazyağları ve madde-i iştiálleri nereden geliyor?
Neden tükenmiyor? Neden yanmak müvâzenesi bozulmuyor?.. Küçük bir lamba dahi
muntazam bakılmazsa, söner. Kozmoğrafyaca, küre-i Arz’dan bir milyondan ziyâde büyük ve bir milyon
seneden ziyâde yaşayan Güneş’i
Hem meselâ; küre-i Arz’ın bir gün dönmesi için ne kadar masárif gerekiyor? Kezâ, gece ve
gündüz, kış ve yaz, Ay ve yıldızlar çalışmazsa, yerde hîç bir mahsúl
vücûda gelmez. İnsân da büyüyüp gelişmez, vefât edip gider. O hâlde, bu álemde bir insân için ne kadar
masraf yapılıyor? O Zât-ı Kerîm, bütün mevcûdâtı çalıştırıyor. Netîcesi ise, insâna hizmettir. Acabâ, hîç mümkün müdür ki;
bu kadar masraf ederek vücûda getirdiği bu álemi ve yetiştirdiği bu insânı yok etsin? Hangi akıl bu hurâfeyi kabûl
edebilir? Şâyet -yüz bin def‘a hâşâ- şu álem ve insân yok olsa, bu hâl ve vaz‘ıyyet, hikmet-i álem ve hikmet-i insâna taban tabana zıd düşer. Bu ise, mümkin değildir.
Hem meselâ; insâna rızık olarak gönderilen bir elmanın vücûda gelebilmesi için, koca kâinât fabrikasının çalışması lâzım gelir. Peki, şu kâinât fabrikasının çalışmasının mahsúlü olan o elma netîcede ne oldu? Meselâ; o elma rızık olarak mi‘dene girdi, sonunda fuzúliyyât olup dışarı atıldı ve yok olup gitti. Şâyet elma
HÂŞİYE: Acabâ dünyâ sarayını ısındıran Güneş sobasına veyâhúd lambasına ne kadar odun ve kömür ve gazyağı lâzım olduğu hesâb edilsin. Her gün yanması için -Kozmoğrafya'nın sözüne bakılsa- bir milyon küre-i Arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir. Şimdi düşün; onu odunsuz, gazsız dâimî ışıklandıran Kadîr-i Zü’l-Celâl'in haşmetine, hikmetine, kudretine Güneş'in zerreleri adedince "Sübhânelláh, Mâşâelláh, Bârekelláh!" de.