Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
makám-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor. Demek, Kur’ân-ı Hakîm’in parlak bir i‘câz
ile, parlak bir súrette gösterdiği ve ism-i Rahîm’in vusûlüne
vesîle olan hissiyyât-ı Ya‘kúbiyye, yüksek bir
derece-i şefkattir. İsm-i Vedûd’a vesîle-i vusûl olan aşk ise; Züleyhâ’nın Yûsuf aleyhisselâma karşı olan muhabbet mes’elesindedir. Demek, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân, Hazret-i Ya‘kúb aleyhisselâmın hissiyyâtını, ne derece Züleyhâ’nın hissiyyâtından yüksek göstermişse; şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor.
“Üstâdım İmâm-ı Rabbânî, aşk-ı mecâzîyi makám-ı nübüvvete pek münâsib
görmediği için demiş ki: ‘Mehâsin-i Yûsufiyye, mehâsin-i uhreviyye nev‘ınden olduğundan, ona muhabbet ise
mecâzî muhabbetler nev‘ınden değildir ki, kusúr olsun.’
Ben de derim: ‘Ey Üstâd! O, tekellüflü bir te’vîldir. Hakíkat şu olmak gerektir ki: O, muhabbet değil, belki yüz def‘a muhabbetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir.’ Evet, şefkat bütün envâıyla latíf ve nezîhtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envâına
tenezzül edilmiyor.
“Hem şefkat pek geniştir. Bir zât, şefkat ettiği evlâdı münâsebetiyle bütün yavrulara, hattâ zî-rûhlara şefkatini ihâta eder ve Rahîm isminin ihâtasına bir nev‘í âyinedârlık gösterir. Hâlbuki, aşk, mahbûbuna hasr-ı nazar edip, her şeyi mahbûbuna fedâ eder; yâhúd mahbûbunu i‘lâ ve senâ etmek için,
başkalarını tenzîl ve ma‘nen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: ‘Güneş, mahbûbumun hüsnünü görüp utanıyor, görmemek için bulut perdesini başına çekiyor.’ Hey áşık efendi! Ne hakkın var, sekiz ism-i a‘zamın bir sahîfe-i nûrânîsi olan Güneş’i böyle utandırıyorsun?
“Hem şefkat hálistir, mukábele istemiyor; sáfî ve ıvazsızdır. Hattâ, en ádî mertebede olan hayvânâtın yavrularına karşı fedâkârâne ıvazsız şefkatleri buna delîldir.
Hâlbuki, aşk ücret ister ve mukábele
taleb eder. Aşkın ağlamaları, bir nev‘í talebdir, bir ücret istemektir.
“Demek, suver-i
Kur’âniyyenin en parlağı olan Sûre-i Yûsuf’un en
parlak nûru olan Hazret-i Ya‘kúb (as)’ın şefkati, ism-i Rahmân ve Rahîm’i gösterir ve şefkat yolu, rahmet yolu olduğunu
bildirir ve o elem-i şefkate devâ olarak da, فَاللّٰهُُ
خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ dedirir.”