Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Birkaç mesâil-i mühimmeye nazar-ı dikkatlerinizi celbediyoruz:
1. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık olarak 250-300 seneye
kadar ehl-i tasavvuf, ulemâ ve Devlet-i Áliyyenin hükümdârları, o günün şartlarına nazaran kısmen de olsa istikámeti muhâfaza etmişlerdir. Fakat, üç yüz seneden sonra ecnebî örgütlerin, şeyhlik ve hocalık kisvesi altında tasavvuf içerisine nüfûz etmesi
netîcesinde, tarîkatlar yavaş yavaş bu komitelerin ellerine geçmiş ve hurafe-âlûd bir hâl almaya başlamıştır. Bu şerîr güçler tarafından yapılan tahrîbâtlar, son üç yüz yıldır günden güne artarak günümüze kadar gelmiş ve başta Türkiye olmak üzere tüm Álem-i İslâm’ı kaplamıştır.
2. Mevlânâ Hálid-i Zülcenâheyn (ks) da Osmanlı’nın son devirlerinde tarîkat
ve tasavvuf sâhasında bir tecdîd ve ta’mîr yapmıştır. Fakat, ta’mîri, álem-şümûl olmamış, kısa sürmüş ve vefâtından hemen sonra da gizli
bir ecnebî örgüt, onlardan gibi görünmek súretiyle mürîdlerinin
arasına girerek onları hurâfelere sürüklemiş ve böylelikle Mevlânâ Hálid’in
tecdîdi de kısa sürmüştür.
3. Üstâd Bedüzzamân Hazretleri’nin vefâtına kadar Risâle-i Nûr ve talebeleri, günün şartlarına göre istikámetlerini muhâfaza
etmişlerdir. Üstâd Bedüzamân’ın vefâtından sonra kökü ecnebî diyârında olan gizli, ecnebî bir örgüt, Risâle-i Nûr
dâiresi içerisine nüfûz edip 18-19 yaşlarındaki genç talebeleri, şuúrları taalluk etmeden ifsâd etmiş ve kendilerine bağlamıştır. Akabinde Risâle-i Nûr’un da ba’zı yerlerini, husúsan Yahûdî ve Hıristiyanlarla alâkalı konuları tahrîf etmişlerdir.
Tasavvuf ve Risâle-i Nûr’u o gizli ecnebî
örgütün elinden kurtarmak, Kur’ân ve Hadîs ölçüsü ile hurâfelerden arındırıp mecrâsına koymak, Devlet’in vazífesi olup bu tahrîbâtın izâle şeklini
devlet idârecilerinin ferâsetlerine havâle ediyoruz.
Netîce-i Kelâm: Osmanlı Devleti, Salâhaddîn-i Eyyûbî’den çok zamân sonra böyle bir
ta’mîr yapmışsa da, o da devâm etmemişdir. Bi’l-cümle tahrîbâtların ta’mîri, ancak Kur’ân ve Hadîs’in meárif ve hukúka yerleştirilmesiyle mümkün olur.
İmâm-ı Rabbânî (ra) Hazretleri, “Mektûbât”ında diyor ki; âhirzamânda diğer meslek ve meşrebler inkıtaa uğrayacak, Kur’ân’ın mesleği tek kalacak. Kendisine, Gavs-ı Geylânî (ks) Hazretleri’nin “Herkesin güneşi batar, bizim güneşimiz ise felek-i ulâdan kıyâmete kadar devâm eder” sözünün ma’nâsının ne olduğunu sorarlar. İmâm-ı Rabbânî (ra) der ki: “Eski evliyâların tasarrufu, Hicrî ikinci bin