Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Eğer desen: ‘Sen necisin,
bu meşâhire (Eflâtun
ve Aristo gibi) karşı meydâna çıkıyorsun? Sen bir sinek gibi olup da, kartalların uçmalarına karışıyorsun?’ Ben de derim ki:
“ ‘Kur’ân gibi bir üstâd-ı ezeliyyem varken, dalâlet-âlûd felsefenin ve evhâm-âlûd aklın şâkirdleri olan o kartallara, hakíkat ve ma’rifet yolunda, sinek
kanadı kadar da kıymet vermeğe mecbûr değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem, onların üstâdı dahi, benim üstâdımdan bin def’a daha aşağıdır. Üstâdımın himmetiyle, onları garkeden madde, ayağımı da ıslatamadı.
“ ‘Evet, büyük bir pâdişâhın, onun kánûnunu ve evâmirini hâmil küçük bir neferi, küçük bir şâhın büyük bir müşîirinden daha büyük işler görebilir.’ ” [314]
NETÎCE-İ KELÂM: Şu dünyâ, bir imtihân ve
tecrübe meydânı olduğundan, îmân ve küfür mücâdelesi, beşer târîhi ile berâber devâm edegelmiştir. Buna binâen; ehl-i küfür ve nifâk, târîhin
hîçbir devrinde ehl-i îmân ve tevhîdle olan mücâdelesinde her türlü entrika ve
plan, hîle ve dolap, zulüm ve hakáretten geri durmamış; zamânın îcâbına göre her türlü şeytánî
düşünceyi tatbîkát sahasına koymuştur. Ehl-i îmân ve táat ise, ehl-i küfür ve nifâk
ile olan mücâhede ve mücâdelesinde doğrudan doğruya vahy-i İlâhîye dayanmak ve peygamberân-ı izáma ittiba’ etmek súretiyle muvaffak ve muzaffer olmuşlardır.
Bu kısa ma’lûmâttan sonra, “Deccâliyyet Asrı” denilen şu âhirzamâna nazar ettiğimiz zamân
görüyoruz ki; ehl-i
şirk ve küfür, ehl-i nifâk ve zulüm,
Kur’ân’ın
nûrunu söndürmek; Müslümânları,
dîninden dolayı fitneye uğratmak; ehl-i îmânın Kur’ân ve Sünnet etrâfında yekvücûd olmalarını engellemek ve dîn-i mübîn-i İslâm’ı sedd ü bend etmek için topyekûn birleşmiş; maddî ve ma’nevî her planı uygulamış; her türlü fitne âteşini tutuşturmuş; bunun netîcesinde ehl-i
îmânın maddeten şevketi kırılmış; za’f-ı îman vücûda gelmiş; bid’alar Álem-i İslâm’ın her tarafını istîlâ etmiş, hattâ câmilere kadar yerleşmiş; Müslümânların şecâat ve cesâreti sarsılmış; dirâyet ve ferâseti kaybolmuş; böylece Müslümânlar, maddeten ve ma’nen zillet, sefâlet ve esârete dûçâr olmuşlardır.
İşte, bu dehşetli sukúttan kurtulmanın yegâne çâresi ve reçetesi, Hicrî ilk üç asır gibi doğrudan doğruya hakáik-ı îmâniyye ve esâsât-ı İslâmiyye’yi ta’lîm ve
Lügat: peygamberân, peygamber, ezeliyye, maddeten, dehş(e), entrika, felsefe, tecrübe, aristo, binâen, dehşet, himmet, sünnet, yegâne, zillet, âliyye, şevket, hicrî, hâmil, âhire, âmile, âmiyy, âdiş