Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Evet, meselâ وَلِلَّهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلَى nasıl ki Güneşe karşı parlayan ve akan büyük bir ırmağın kabarcıkları ve zemîn yüzünün mütelemmi’ şeffâfâtı, Güneşin aksini ve ışığını göstermek sûretiyle Güneşe şehâdet ettikleri gibi, o katarâtın ve şeffâfâtın gurûbuyla, gitmeleriyle berâber arkalarından yeni gelen katarât tâifeleri ve şeffâfât kabîleleri üstünde yine Güneşin cilveleri haşmetle devâmı ve ışığının tecellîsi ve noksansız istimrârı kat’iyyen şehâdet eder ki: Sönüp yanan, değişip tâzelenen, gelip parlayan misâlî güneşçikler ve ışıklar ve nûrlar; bir bâkì, dâimî, âlî, tecellîsi zevâlsiz birtek Güneşin cilveleridir. Demek o parlayan katarâtlar; zuhûruyla ve gelmeleriyle Güneşin vücûdunu gösterdikleri gibi; gurûblarıyla, zevâlleriyle, Güneşin bekàsını ve devâmını ve birliğini gösteriyorlar.
Aynen öyle de:
Şu mevcûdât-ı seyyâle, vücûdlarıyla ve hayâtlarıyla Vâcibü’l-Vücûd’un vücûb-i
vücûduna ve ehâdiyyetine şehâdet ettikleri gibi; zevâlleriyle, ölümleriyle o
Vâcibü’l-Vücûd’un ezeliyyetine, sermediyyetine ve ehâdiyyetine şehâdet ederler.
Evet, gece gündüz, kış ve yaz, asırlar ve devirlerin değişmesiyle gurûb ve ufûl
içinde teceddüd eden ve tâzelenen masnûât-ı cemîle, mevcûdât-ı latîfe, elbette
bir âlî ve sermedî ve dâimü’t-tecellî bir cemâl sâhibinin vücûd ve bekà ve
vahdetini gösterdikleri gibi; o masnûât, esbâb-ı zâhiriyye-i süfliyyeleriyle
berâber zevâl bulup ölmeleri, o esbâbın hiçliğini ve bir perde olduğunu
gösteriyorlar. Şu hâl kat’iyyen isbât eder ki; şu san’atlar, şu nakışlar, şu
cilveler; bütün esmâsı kudsiyye ve cemîle olan bir Zât-ı Cemîl-i Zülcelâl’in
tâzelenen san’atlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır, taharrük eden
âyineleridir, birbiri arkasından gelen sikkeleridir, hikmetle değişen hâtemleridir.”
Evet, nûr-i îmân ile bu kâinâta baktığımız zamân, bu dünyânın üç yüzü var olduğunu anlarız. Bir yüzü, Allâh’ın bin bir isminin âyinesidir. Bu yüzde zevâl ve firâk olamaz, dâimî bir teceddüt ve tâzelenmek mevcûddur. Mâdem Allâh bâkìdir, O’nun esmâsı da bâkìdir. Elbette o esmânın âyineleri de bâkì olmak lâzım gelir. Mevcûdât madde, zamân ve mekân i’tibâriyle her ne kadar hâlden hâle, tavırdan tavra geçip tebeddül ve teğayyüre ma’rûz kalıyorsa da esmâ-i İlâhiyyeye âyinedârlığı değişmiyor, i’tibârî taayyünleri değişiyor. Meselâ; sen,