Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında nihâyetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış ve güz mevsiminin haşin tahrîbâtı, hazîn firâk perdeleri arkasında tecelliyyât-ı celâliyye-i Sübhâniyyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyîkinden ve ta’zîbinden muhâfaza etmek için nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenîn hayvâncıkları vazîfe-i hayâttan terhîs etmekle berâber, o kış perdesi altında nâzenîn tâze güzel bir bahara yer ihzâr etmektir. Fırtına, zelzele, vebâ gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok ma’nevî çiçeklerin inkişâfı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok isti’dâd çekirdekleri, zâhirî çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Gùyâ umûm inkılâblar ve küllî tahavvüller, birer ma’nevî yağmurdur. Fakat insân, hem zâhirperest, hem hodgâm olduğundan zâhire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netîce ile muhâkeme ederek şer olduğuna hükmeder. Hâlbuki eşyânın insâna âid gàyesi bir ise, Sâni’inin esmâsına âid binlerdir.
Meselâ:
Kudret-i Fâtıranın büyük mu’cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır,
ma’nâsız telâkkì eder. Hâlbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez
kahramanlarıdırlar. Meselâ: Atmaca kuşu serçelere taslîti, zâhiren rahmete
uygun gelmez. Hâlbuki serçe kuşunun isti’dâdı, o taslît ile inkişâf eder.
Meselâ: Kar’ı, pek bâridane ve tatsız telâkkì ederler. Hâlbuki o bârid, tatsız
perdesi altında o kadar harâretli gàyeler ve öyle şeker gibi tatlı netîceler
vardır ki, ta’rîf edilmez. Hem insân hodgâmlık ve zâhirperestliğiyle berâber,
her şeyi kendine bakan yüzüyle muhâkeme ettiğinden, pek çok mahz-ı edebi olan
şeyleri, hilâf-ı edeb zanneder. Meselâ âlet-i tenasül-i insân, insân nazarında
bahsi hacâlet-âverdir. Fakat şu perde-i hacâlet, insâna bakan yüzdedir. Yoksa
hilkate, san’ata ve gayat-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet
nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacâlet ona hiç temas etmez.
İşte menba’-ı
edeb olan Kur’ân-ı Hakîm’in ba’zı ta’bîrâtı bu yüzler ve perdelere göredir.
Nasıl ki bize görünen çirkin mahlûkların ve hâdiselerin zâhirî yüzleri altında
gàyet güzel ve hikmetli san’at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâni’ine
bakar ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar ve pek çok zâhirî
intizâmsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitâbet-i
kudsiyyedir.”
(Acabâ bir adam; minâre başına çıkmak gibi âlî) yüksek (derecâtlı bir
Lügat: kahraman, muntazam, tahavvül, tebessüm, tenasül, udre(t), zelzele, zâhiren, hikmet, hilkat, hodgâm, hâdise, mevsim, zâhirî, âliyye, çirkin, hâdis, küllî, simin, âhire