• BURHAN BOZGEYİK İlim, İrfan Dolu Hazine Sandığı Nihayet Açıldı

    Makálât-ı Hulûsıyye 2   Aklı başında...

    Yazının Devamı 09.02.2015
  • BURHAN BOZGEYİK BURHAN BOZGEYİK

    Bu Zat Bizim Ecdâdımızı Temsil Ediyor   Nisan 200...

    Yazının Devamı 30.12.2014
BURHAN BOZGEYİK GERİ

İlim, İrfan Dolu Hazine Sandığı Nihayet Açıldı

Makálât-ı Hulûsıyye 2

 

Aklı başında insan, büyük bir şevk ve iştiyakla; Rabbini tanımaya çalışır, rûhen ve ceseden ebedî olarak diri kalacağı âhiret hayatında “Dârüsselâm yurdu” olan Cennet’e lâyık olmaya gayret sarf eder.

Allahu Teâlâyı hakkıyla tanımanın ve âhiret azığı hazırlamanın yolu da, ilim sahibi olmaktan geçer. Bunun için ehil ilim erbâbını ve onların telifi değerli eserleri ve söylemiş oldukları değerli sözleri bulmak gerek.

Ne yazık ki ilim ve irfân hazinesi olan ve her biri bir hazine sandığı hükmünde olan o değerli eserlerin binlercesi hâlâ kütüphane raflarında erbâbını beklemektedir. “Marifet iltifata tâbidir. Müşterisiz meta’ zâyidir.” Sözü gereği maalesef çok değerli hazineler zâyi olup gitmektedir.

Yıllar önce, Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Muammer Ülker’le yaptığım bir röportajda şöyle demişti:

“Süleymaniye Kütüphanesi’nde yetmiş binden fazla yazma var. Fakat bu rakam kesin değildir. Çünkü çok ciltli eser bir tek rakamla ifade edilmiş. Meselâ ‘Mecmuâtü’r- Resâil’ler’ var. Bazen bir tanesinin içerisinde yüzden fazla eser bulunduğu vaki.”

Kitap aşığı “Hâfız-ı kütüp”ler, ya da “Muhâfız-ı kütüp”ler hayatlarını o değerli eserlerin muhafazasına adamışlar. Günün birinde erbâbı çıkar da bu eserlerden istifade ederler diye. Kimi kitap âşıkları da varını, yoğunu, servetini o değerli eserleri temin etmeye adamıştır. Ali Emiri Efendi gibi… Onların gayesi ilmin zâyi olmasını önlemekti. O ilim ve irfan hâzinelerinin “layıklı beyinlere ve kulaklara ulaştırılmasına” vesile olmaktı.

“Makálât-ı Hulûsiyye 2” isimli eseri okuduktan sonra bunları düşündüm. Eserin her bir satırı âdeta bir ilim ve irfan hazinesi gibiydi. Düşünün, bu muhteşem hazine yaklaşık 40-50 yıl sonra gün ışığına çıkmakta.

Bu eseri okuyunca, Hacı Hulûsi Bey merhumu daha yakından tanımaktayız. Onun ilmini, irfânını, hayatı boyunca hep Kur’ân hakikatlerini öğrenmeye çalıştığın ve Bediüzzaman Hazretlerinin, “Birinci talebem” demesinin boşuna olmadığını görmekteyiz.

Kitabı hazırlayanlar sağolsunlar, ara başlıklar koymuşlar, içindekiler kısmını hazırlamışlar. Ama benim için bu kâfi değildi. Zira her başlık içerisinde maddeler halinde sıralanmış o kadar çok değerli bilgiler vardı ki, onlara kendimce kolayca ulaşmak için kitabın ilk sayfasına sayfa numarasını ve konuyu not ettim. O kadar çoktu ki… Meselâ; Hulûsî Beyin başta Çanakkale savaşı olmak üzere katıldığı savaşlardaki hatıraları (s.72, vd.), İmanın zirvesine yetişebilmek için lüzumlu hasletler (s. 133), Müslümanın Müslümanı sevmesi imandandır (s. 173), Ellah’a takarrub [yaklaşmak] için iki yol var (s.192), takvanın ve kendini muhafazanın yolu (s. 209)…

“Hikmet Mü’minin yitik malıdır” hadis-i şerifi gereğince, Mü’min olan nerede hikmetli söz bulursa alır. Hacı Hulûsî Bey merhumun bu hadise sımsıkı sarılmış olduğunu görmekteyiz. Aramakla bulamayacağımız nice hadisler, nice hikmetli sözler, fıkıh kitaplarından alınmış pasajlar, Risale-i Nur hazinesini açan açıklamalar…

Daha önceleri “Îzâhat-ı Hulûsiyye”, “Mükâtebât-ı Nursiyye ve Hulûsiyye”, “Makálât-ı Hulûsiyye 1”, Mektûbât-ı Hulûsiyye 1, 2, 3” eserlerini de okumuştum. Onların her biri de birer ilim ve irfan hazinesiydi. İşte o saklı hazine sandığından en son “Makâlat-ı Hulûsıyye 2” ve “Menâkıb-ı Hulûsıyye” çıktı.

İlme, irfâna sevdalı herkes bu hazinelerin gün ışığına çıkmasından dolayı mesrûr olmakta. Eminim Hacı Hulûsî Bey merhumun ruhu da şâd olmakta. Bu değerli bilgilerin zâyi olmasını engelleyen herkesten Allah râzı olsun. Onlara da teşekkür borcumuz var.