• BURHAN BOZGEYİK İlim, İrfan Dolu Hazine Sandığı Nihayet Açıldı

    Makálât-ı Hulûsıyye 2   Aklı başında...

    Yazının Devamı 09.02.2015
  • BURHAN BOZGEYİK BURHAN BOZGEYİK

    Bu Zat Bizim Ecdâdımızı Temsil Ediyor   Nisan 200...

    Yazının Devamı 30.12.2014
BURHAN BOZGEYİK GERİ

BURHAN BOZGEYİK

Bu Zat Bizim Ecdâdımızı Temsil Ediyor

 

Nisan 2008’de 33 yıl yaşadığım İstanbul’dan memleketime avdet ettiğimde 104 kitabım yayınlanmıştı. Bu kitapları araştırırken yüzlerce, binlerce sîma ile yakînen tanışmış, onları çok sevmiştim. Asr-ı Saadet’teki, Tabiîn, Tebe-i Tabiîn devrindeki, sonraki asırlardaki o sîmaların ortak vasfı hep aynıydı: Allahu Azimüşşân’a olan bağlılıkları, Allah’ın dinini yüceltmek için çalışmaları, ihlasları, yiğitlikleri, Kur’an-ı Azimüşşân’ın hakikatlerini her şart altında müdafaa etmeleri, bu uğurda gerekirse hapsi, zindanı, işkenceye uğramayı göze almaları, icabında canlarını fedâ etmeleri…

“Büyüklerimiz”, “Zaferlerimiz”, “Tarihimize Şan Verenler”, “Zulme Boyun Eğmediler”, vs. gibi kitaplarımızda işte bu büyüklerimizi anlatmaya çalışmış, gençlerimize onları örnek göstermek istemiştim.

Yirminci yüzyıl biz Müslümanlar için hayli karanlık tablolarla doludur. Savaşlar, işgáller, katliâmlar, vs. Zulüm altında inim inim inleyen kitlelere, işte o yiğit ve kahraman insanların mücâdelesini örnek göstermek istedim. Kırk sahabenin kırk senede kırk devleti nasıl mağlup ettiğini, Fatih Sultan Mehmed’in 21 devletle birden savaşıp hepsini nasıl mağlup ettiğini, Selahaddin Eyyûbî’nin Kudüs’ü nasıl fethedip, Haçlı ordusunu nasıl çöle gömdüğünü,  Mehmedciğin Çanakkale’de o devrin güçlü görünen ordularına nasıl geçit vermediğini anlatmaya çalıştım.

İşte bütün o yiğit insanlara tek kelime ile “ecdâd” diyoruz. Onlar bizim büyüklerimizdi, atalarımızdı. Hepsinin ortak vasfı, Kur’an-ı Azimüşşân’ı ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber edinmeleriydi. Onun için hepsinin zikri ve fikri birdi.

Bediüzzaman Hazretleri bir mahkemesinde, sarığını çıkarmasını isteyen hâkime, “Ben sizim ecdâdınızı temsil ediyorum” demekteydi.

Ecdâdımız, yani Bedir’de kefenini boynuna geçirip Müşriklerin karşısına dikilen 313 kişi, yüzlerce zafer kazanmış olan arslanlar, Malazgirt ovasında “Allah Allah” diye kükreyenler, İstanbul önlerinde, “Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber” deyip surlara hücum edenler, Kurtuluş Savaşında Yunan keferesini önlerine katıp denize sürenler…

Bediüzzaman Hazretlerinin zikri, fikri, mücâdelesi, kıyafeti, işte o kahraman ecdâdımızı temsil etmekteydi.

14 Aralık 2014 tarihinden itibaren yakın tarihimizde mühim yer işgâl edecek olan hâdiseler cereyan etmekte. Ortalık toz duman. Lafı eğip bükmeden, dönüp dolaştırmadan söylemek isterim. Hâdisenin kahramanlarından Molla Muhammed Doğan bizim ecdâdımızı temsil etmektedir. Onun eserleri, Kur’ân-ı Kerim’in hakikatlerinin müdafaanâmesidir. Gerisi laf u güzâftır.

Ben bu Zât-ı Nûrânîyi 1992 sonlarında tanıdım, daha sonra 22 sene derslerini dinledim. Daha ilk günden tespitim şuydu: Bu zât bizim ecdâdımızı temsil ediyor. Âlim, Muttaki, şehid, gâzi bütün o ecdâdımı çok sevdiğim gibi bu zâtı da çok sevdim. Cenab-ı Hak kendisinden ebediyen râzı olsun, sağlıklı, hayırlı uzun ömür versin. O nurlu eserlerini yayınlamayı nasip eylesin.  

Medyadaki toz duman arasına balıklama dalsak, havada uçuşan iftiralara, yalanlara cevap vermeye kalkışsak, gerçekler gözlenir. O güzelim hakikatlere yazık olur. Burada şu kadarını söylemek isterim: Diyanet İşleri Başkanlığı, Molla Muhammed Doğan hocamızın eserlerini inceletip neşretmeli. Altının kıymetini sarraf bilir. Bu müessesede çok değerli ilim ehlinin olduğunu bilmekteyim. O değerli sîmalar bu eserleri incelemeli ve bu ülke insanlarının istifadesine sunmalı.

Değerli sîmaların kıymeti, vefatlarından sonra mı bilinecek? Niçin onlar hayattayken kıymetlerini bilmeyelim?.. İslâmiyeti ve bu ülkeyi gerçekten sevenlere hatırlatırım. Allaha emânet olunuz…